Yağmur yağıyor evleri sel alıyor

Dere yataklarına yapılan evlerde bugüne kadar sayısız can ve mal kaybı yaşandı.
Yakın tarihte aklımda kalan Samsun’da 6 cana mezar olan sel felaketi var. Dere yatağının hemen yanına yapılan konutlar, bir anda başlayan yağmur ile dereyi taşırmış giriş katlarda yaşayan canlara evleri mezar olmuştu. Hepimizin hatırlayacağı başka bir felaket ise Ayamama deresinin taşması ile yaşanan ve çok sayıda can ve mal kaybına neden olan felaketti. Bu ve benzeri görüntüler hafızalarımızda soğumamış iken bu aralar aniden bastıran yağmur sonucu sel baskınları gündemimize yine taşındı.
Ani ve yoğun bastıran yağmur her yerde özellikle dere yataklarında can ve mal kaybına neden olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Üsküdar’da deniz ile karanın birleştiğine şahitlik ettik. Ve daha dün lüks bir sitede yoğun yağış nedeniyle yaşanan bir felaket daha. Lüks kelimesini özellikle kullanıyorum nitekim gecekondulara söylenecek birşey yok. Baştan aşağı yanlış olan hiç bir hukuki ve teknik altyapısı olmayan izinsiz, ruhsatsız yapılarda doğru olan birşey yok.
Ancak söz konusu Türkiye’nin ünlü markalı konutlarını yapan bir müteahhidin yaptığı konut projesi olunca akla zarar şeyler geçiyor kafamdan durduramıyorum. Çocukların günlerini geçirdikleri sosyal alanlar dere yatağının üzerine nasıl yapıldı, bu dere yatağının dibine bin küsür konutu nasıl yaptın, nasıl izin aldın.? Her yönüyle sorgulanması gereken bir vakaa.. Kurumuş dere yatakları bugün birşey olmaz gibi görünsede, yüzlerce yıldır yolunu bulan su, yoğun yağışlarda yolundan gitmeye devam ediyor ve zamanı geldiğinde istila ettiğin yerden doğa öcünü alıyor buna kim mani olabilir ki..
Deprem nedeniyle can ve mal kaybı yaşanmasın diye yoğun bir şekilde her yerde kentsel dönüşüm çalışmaları yapılıyor. Tabiri caiz ise 1999 öncesi yapılan her bina yıkılıyor yeniden yapılıyor. Peki bizi bekleyen afet sadece deprem afetimi yoksa başka afetlere gözmü yumuyoruz.
Sel basması, yangın riski taşıyan alanlar, toprak kayması gibi doğal afetlere karşı önlem almamız gerekmiyormu.. Dünya paraya sattığın binlerce insanın oturduğu lüks kavramının yerle yeksan olduğu binalar hangi akla hizmet ile dere yataklarına yapılmaya devam ediliyor. Nerde kaldı kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm sadece depreme karşı bina yapmak değil depremden başka gelecek afetlere de çözüm olarak çıkarılan önemli bir yasa. 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm yasasında deprem dışında diğer afetlerden de bahsediliyor ve gerekirse afet alanı görülen bölgelerde ki yerleşim alanllarının güvenilir rezerv alanlarına taşınacağı kanun koyucu tarafından düzenlenmiş.
Bu kanun maddeleri kimi ilgilendiriyor sadece devleti ve devletin yaptığı konutlarımı yani markalı konut projelerini bağlamıyormu diyeceğiz.. Koca site suya gömülmüş heryerde lağım kokusu varken oturan site sakinlerinin cana gelmedi sular çekildi nasıl olsa olayı büyütmeyelim demesine ne dersiniz. Asıl endişe böylesi büyük bir projede ayıplı teslim edilen evlerin ayıbının oturanlar tarafından da gizlenilmeye çalışılması. Adı çıkmasın, fiyatlar düşmesin…. Peki bu yağmur gece olsaydı ki, Samsun’daki faciada öyle olmuştu. Sadece 5 dakika daha uzun sürseydi bahçe katlarında yaşayan kat maliklerinde can kaybı olmayacakmıydı. Ne yapalım yani can kaybı olmadı diye sevinelim ve üstünümü örtelim.
Millet olarak bir daha gördüm ki bizi etkilemeyen olaylarda ahkam kesmece devam ancak işin içinde maddi çıkarlarımız olunca herkes dut yemiş bülbül misali olayın üstünü örtmeye çalışıyor. Duymadım, görmedim bilmiyorum… Ne zamana kadar, bizimde başımıza bir hal gelinceye kadar işte o zaman sende kimseye yapmadıkları için sitem edemezsin şikayetçi olamazsın..
Ne zaman ki olaylara objektif değerlendireceğiz o zaman belki adam oluruz.
Hatice Kolçak

konya escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sıfır ile ikinci el konut fiyatları birbirini yaka

Sıfır konut projeleri ile ikinci el konut fiyatları üç aşağı beş yukarı kafa kafaya gelmeye başladı.
Gayrimenkulde parasını değerlendiren yatırımcılar bir veya birden fazla konut projesinden yer alıp, teslim zamanı geldiğinde primini yapmış olmasının verdiği rahatlık ile elindeki konutları satışa çıkarır. Bunun kuralı budur. Bu projeden elde ettiği kazanç ile yeni projelere yelken açar. Artık neresi mantıklı gelir ise sermayeyi oraya yatırır.
Şimdilerde konut projelerinin çıkış fiyatı ve teslime kadar yapacağı prim oranı eskiye göre düşmüş olsada, burada önemli olan, sıfır konut proje fiyatının ikinci el konut fiyatlarıyla başa baş noktaya gelmesi.
İnşaat firması projeyi teslim edene kadar vaat ettiği prim oranını değiştirdiği fiyatlar ile fiyat listesi üzerinde sağlıyor. Yatırımcıya verdiği sözü de tutmuş oluyor. Ancak proje bittiğinde etrafındaki ikinci el konut fiyatlarından çok yüksek kalmış ise yatırımcı umduğunu bulamayabiliyor. Maketten satış aşamasında etrafındaki ikinci el konut fiyatlarını yakalayan proje ortalama 24 ayda bitirildiğinde etraftaki ikinci el konut proje fiyatlarının üstünde kalır.
İkinci el konut fiyatları özellikle metronun geçtiği, ulaşımın kolayladığı büyük yatırımların geldiği bölgelerde yapılan yeni konut projelerini yakalıyor. Bağdat caddesi, Nişantaşı gibi değerli bölgelerde yapılan kentsel dönüşüm projeleri var. Eski binaların yıkılıp yapılmasından dolayı eski de olsa konutlar yenileriyle yarışacak kadar pahalı. Hatta bazen sıfır ev almak müteahhidin size sağlayacağı avantajlardan dolayı daha bile mantıklı olabiliyor.
Kentsel dönüşüm kapsamında riskli alan ilan edilen yerler yada yıkılacak kadar depreme dayanıklı olmayan eski binalar.. Yıkılacak bu binaların yerine yenisi yapılacağından dolayı satılırken eskide olsa yenisi kadar pahalı ya satılıyor. Arada oynayan küçük fiyat farklarını saymıyorum nitekim satın alan kişi hem yerine göre risk alıyor hemde zaman kaybınıda göze almış oluyor.
Bu arada ikinci el konuttan kastım sadece çok eski evler değil. Son yıllarda yapılan henüz iki haneli yaşlara gelmeyen binalar var. Ayrıca son dönem yapılan tüm projeler site şeklinde teslim edilmiş üç beş yaşında binalar. Üstelik teslim zamanında yaşanan sıkıntıları aşmış, elektrik, su, doğalgaz, altyapı vs vs çoktan çözmüş güvenilir olduğunu ispatlamış güvenlikli siteler.
Yeni proje çıkarken konutların doğru fiyatlandırılması etrafındaki ikinci el konut fiyatlarının doğru analiz edilmesi daha da önemli hale geliyor. Eski, yeni konut fiyatları birbirine giderek yaklaşıyor. Bu noktada ki değerlendirme konut fiyatlarının doğru yol alması anlamında çok önemli.

konya escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Anatasiadis’in Güven Yaratıcı Önerileri

KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum lider Anastasiadis arasında yapılan son toplantıda Rum liderin sunduğu 14 maddelik “Güven Yaratıcı Önlemler”, diplomatik geleneğe hiç uymadığı gibi, ciddiyetten de çok uzak.
Açıkçası tam bir komedi senaryosu.
Belli ki Anatasiadis’in Kıbrıs konusunu müzakere etmeye hiç bir niyeti yok. İşi yokuşa sürmek için elden geleni yapıyor ve bu doğrultuda da her yolu mubah kabul ediyor, aynen Makyavelli’nin tavsiye ettiği gibi.
Liderler arasında varılan mutabakata göre ve de BM’nin de uygulanmasında ısrar ettiği “Gizlilik” kuralına rağmen Rum lider Anastasiadis, Makyavellli’nin önerileri doğrultusunda liderler arasında konuşulanları ve iki tarafın sunduğu öneri kağıtlarını hem basına sızdırıyor, hem de üstüne üstlük bu sızdırmayı kendisi yapmamış gibi bir de Rum siyasi parti liderlerini suçlayıp bu sızdırma olayına yapmacık bir şekilde öfkeleniyor.
Anastasiadis, Rumların bu çirkin ve hiç bir etik kuralına uymayan taktiğin, yıllar önce kendisinden evvel bu görevi yapmış Rum liderler tarafından da uygulanmış olduğunu ve bu stratejinin artık koktuğunu ve Kıbrıs konusu ile ilgili tüm tarafları bıktırdığını unutmuşa benziyor anlaşılan.
1977 Şubatında BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim’in huzurunda rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş ile karşılıklı olarak 1. Doruk Anlaşmasını imzalayan dönemin Rum lideri Başpiskopos Makarios, 1950 yılında Başpiskoposluk yeminini ettikten sonra bir de buna ilaveten “Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak için canını bile vermeye hazır olduğu”na dair yemin etmiş olması nedeni ile Doruk anlaşmasını imzaladığı yılın Ağustos’unda kahrında ölünce, yerine geçen halefi, Rum Meclisi Başkanı Spyros Kyprianou bu taktiği bol bol uygulamış, herkesi de bıktırmıştı.
Hatırlatalım; Floransa’da 1469 yılında doğmuş olan “Niccolo di Bernardo dei Machiavelli” adı “Prens” olan bir kitap yazmış ve bu kitabın da basımı ancak ölümünden 23 yıl sonra gerçekleşebilmişti. Makyavelli’nin hükümetin üst kademelerinde yaptığı 34 yıllık görevlerden edindiği bilgiler ve deneyimlerle yazdığı Prens adlı kitabının özeti “Hedefe Giden her Yol Mubahtır” şeklinde toparlanabilir.
Rum lider Anastasiadis veya da danışmanları belli ki bu kitabı okumuşlar ve yaklaşık beşyüz yıl evvel kaleme alınmış bu entrikalar döneminin ilkelerini uygulamaya koymayı tercih etmişler.
Yaptığı öneriler o denli saçma ve hayali ki, önerileri arasında yer alan bazı maddelerin muhatabı Kıbrıslı Türkler bile değil.
Muhatabının kim olduğunu şaşıran Anastasiadis’in yaptığı 14 adet “sözde” güven arttırıcı önlemin dördü Türkiye ile ilgili.
Türkiye’den “Ankara protokolünü benimsemesini”, ” Askerlerinden beş-on bin tanesini Kıbrıs adasından çekmesini”, “Askerinin ateşkes hattından uzaklaştırmasını” ve “Kentsel bölgelerde ateşkes hattının askersizleştirilmesi”ni istiyor.
Anastasiadis bunları önereceğine, güven arttırıcı önlemlerin ilk adımı olarak,”KKTC ile Ateşkes Anlaşması imzalamayı” teklif etmeliydi.
İkinci adım olarak da Türkiye’yi muhatap alacağına Yunanistan’ı muhatap alıp, adada bulunan ve sayıları 20 bini aşan Yunan ordusundan gönderilmiş paralı askerler, astsubaylar, subaylar ve generallerin geri çekilmesini talep etmesi olmalıydı Yunanistan’dan….
Ancak bu şekildeki iyi niyet gösterisinden sonra Türkiye’den bir şeyler istemeliydi Anastasiadis. Üfürükten bir devlet olup, kendini dev aynasında görmek başka bir haleti ruhiye anlaşılan, aynen Anastasiadis gibi…

adana escort

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Doğru proje, doğru fiyat kazandırır

Konut satışları bu yıl ocak ayı itibari ile düşmeye başladı.
Geçen yılın aynı aylarına göre yüzde 7,5 konut satışlarında gerileme var. İlk dört aylık konut satış rakamı 341 bin 463.
Diğer taraftan birbiri ardına konut projeleri lansmana çıkıyor.
Sadece İstanbul’da Nisan ayından beri yüzlerce proje satışa çıktı. Tabii bu durum kafaları karıştırıyor. Konuta olan talep düşerken bu kadar arz yapılması risk değil mi? Geçtiğimiz günlerde Newyork Times, Türkiye emlak balonu riski taşıyor şeklinde bir makale yayınladı. Gerçekten emlak balonu varmı sorusuna her kesimden farklı cevaplar var.
İnşaat konut sektörü deyim yerindeyse geçen yıl en parlak dönemini yaşadı. Peki neye göre derseniz, elbette geçtiğimiz 15 seneye göre. Bu noktada önemli bir etken konut kredi faiz oranları idi. Geçen yıl tarihi dipleri gören kredi faiz oranları 0,60 bandına kadar gerilemişti. Düşük faiz oranları, yüzde 1 KDV, proje çeşitliliği, ekonominin stabil olması gibi nedenler den dolayı oturmak için yada yada yatırım yapmak için konut satışlarında yıl sonunda 1 milyon 150 bin leri gördük.
Bu yıl ise seçimlerin olması, dövizdeki hareketlilik en önemlisi kredi faiz oranlarının yukarı tırmanışı satışları aşağıya doğru çekmeye başladı. Faiz oranları geçen yıla göre neredeyse iki katı hatta bazı bankalarda daha fazla. İpotekli satışlar senenin ilk dört ayında yüzde 33,5 düştü. Ciddi bir oran çünkü konut alırken neredeyse yüzde 40 larda kredi kullanarak konut alan vatandaşın başkada çaresi yok. Tabii elinde tamamını ödeyecek nakit parası yoksa. Eskisi gibi yürümüyor işler. Eşten, dosttan alınan ödünç paralar yok artık. Herkesin kendi borcu kendi ekonomik düzeni geçinmek için ayakta kalmak zorunda olduğu bir hayatı var.
TÜİK endeksine yansımayan başka bir nokta ise inşaat şirketlerinin projelerini kendilerinin finanse etmesi.Nisan ayı ile beraber hızlanan projelerde satışı arttırmak için, bankaya gitmek istemeyen müşterilere, inşaat şirketleri kendi bünyelerinde çeşitli finans yöntemleri ile satış yapıyor. Bunların çoğu da henüz tapu kayıtlarına geçmiş değil.
Ocak ayında doların nasıl yükseldiğini hatırlarsınız. 1,80 lerden 2,30 lara çıkan dolar acaba eski günleremi dönüyoruz havası yarattı. Bu tuzağa maalesef çoğu insan düştü ve yatırımlarını dolara yaptılar hemde en yüksek olduğu noktada doları aldılar ve şimdi hepsi zararda. O dönem dolara koşan parasını dolara yatıranlar bugün dövizin yükselmesini bekliyor ki elindekini satabillsin. En azından aldığı rakamdan yakalayabilirse yine kurtulacak. Dövize giden sermayenin büyük kısmı gayrimenkul yatırımına dönecek paraydı ve o para şu an döviz de bekliyor.
Konut sahibi olmak yada yatırım amacıyla satın almak için kimsenin aceleside kalmadı. Gözünüzün alabildiği her bölge de birkaç tane konut projesi var. Yani tercih noktasında biraz vakit ayırılırsa her türlü seçenek mevcut.Bugün olmasa yarın diyor alıcıda nasıl olsa alırım biter mi proje.
Konut satışları düşmüş görünsede konuta talep devam ediyor. Üstelik evlenen, boşanan, ev değiştiren, yatırım yapan dinamik bir kitle var ve konut halen bir ihtiyaç. Bugün birtakım nedenlerden dolayı alımlar ertelenmiş olsada ihtiyaç olduğu için satışlar devam eder. Üstelik bizdeki mortgage kredisi verdiğim rakamlardan da anlaşılacağı üzere Amerika ve Avrupa’ya göre kullanım oranı çok düşük. Kredi ile almış olsak ta evi, her ihtiyacımızı öteleyerek mutlaka ödüyoruz.Yani ev kredimize çok sadığız.
İnşaat maliyetlerinin artması, vergilerin artması, prosedürler inşaat şirketlerini zorlayacaktır ancak konut alıcıları özellikle yeni Tüketici Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle kazançlı çıkacaktır diye düşünüyorum. Burada alıcıların dikkat etmesi gereken ayağını yorganına göre uzatmak, doğru fiyat ve doğru projeye yatırım yapmak olmalı.
Hatice Kolçak

samsun escort

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

baldan tatlı ama…

Her gelişme, her politik atraksiyon ve aşağı yukarı medya malzemesi olan irili ufaklı her şey artık tek bir hedefi vuruyor.
Bizim Yeni Türkiye olarak adlandırdığımız büyük tarihi değişim süreci tam olarak hedeftedir.
Gezi partisi, Okmeydanı, yoksulluk, zenginlik, 17 Aralık vs. hepsi bir araçtır. Elinde silah değişim ve değişim sembollerini görünce ateş atmaya hazır siyasal şuurunu tamamen yitirmiş bir kesim var. Kah askerin peşine düşüyor, kah Gülenciler’in… Bir gözü silah patlatsın diye PKK’yı bekliyor, öteki gözü de Amerika hükümete bir tokat aşketsin diye seyiriyor.
Ne Kürtler umurunda, ne Aleviler, ne de Soma’da hayatını kaybeden ‘AK Partililer’. Ne Lice’nin yolunu bilirlerdi, ne Okmeydanı’nın arka sokaklarını ne de Soma madeninin kapısını… Toz bulutu indiğinde, yarın da bilmeyecekler, şüpheniz olmasın.
Ama öfke var, nefret sokaklara taşıyor ve bu yolda bütün materyaller kullanılıyor diye aynı öfke ve mantıkla karşı çıkmak olmaz. Şartlar ne olursa olsun, demokrasi düşmanları ne kadar provokatif olursa olsun demokrat pozisyonda kalabilmek gerekir. Bu tavır, demokrasinin devamlılığı ve kalıcılığı için temel şarttır.
Sonuçta karşı karşıya bulunduğumuz zihin yapısı ve zeka seviyesi “Seçimleri boykot edelim de başımızdaki adama bütün dünyada diktatör yaftası yapıştıralım” önerisine kadar gerilemiş durumdadır. Ya da “Soma’da ölenler AK Partili’ydi. Onlara müstehaktır” seviyesine kadar.
Sertlik bir yere kadar ama öfke ve nefret siyasi aklı geriletiyor. Yoksa böyle şaşılası öneriler ve cümleler üretilmezdi.
Yine de çaresi aynı dilden mukabele değildir. Belli ki artık militanı olduğu partiye itimadı kalmamış, askerden hiç medet umamaz hale gelmiş, paralelden de umduğunu bulamamış acınası halet-i ruhiyeyle karşı karşıyayız. Normaldir. Demokrasi bir hayat tarzı değil, sadece bir araçtan ibaretse, umut biter öfke böyle kabarır. Fırsat bulsa kendisinden başkasına aman vermeyecek diktatörya arzusu da karşındakine diktatör yaftası yapıştırmak fikriyle dışa vurulur.
Bu ruh halini anlamalıyız. Kızmadan ve bilhassa da ezmeden… Karşıda zekaca gerilemiş bir siyasal öfke nöbeti grubu var diye verilen her pası kaleye göndermek bizim meslek için belki kolay ve cazip bir yoldur ama ülkenin hayrına değildir.
Demokrat olanın, Yeni Türkiye isteyenin; o duyguyu anlamak, o nefretle yüzleşmek ve sabırla daha fazla demokrasi telkin etmek gibi bir sorumluluğu vardır.
Büyük değişimlerde yönetilmesi en zor sorun; geleneksel olarak imtiyaz ve imkan sahibi olan sınıflara doğumdan itibaren gelen meşruiyetlerinin kaybolmakta olduğunu anlatabilmektir. Siyasal ve toplumsal meşruiyet ünitelerinin değiştiğini, yeni katılımlara açıldığını kabul ettirebilmek, değişim kararından daha güçtür. Türkiye tecrübesi bunu apaçık göstermektedir.
Paylaşım ve bütün sınıfların eşit erişimi prensibine tümden itiraz eden kesimlerin psikolojisini yönetmek zorundayız. İktidara, ekonomiye, sosyal hayata vb. garantili erişim üstünlüklerini adil bir şekilde paylaşmadıkları müddetçe bir demokrasiden söz edilemeyeceğini anlatmak, mesele budur.

antalya escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Erdoğan devrilirse Türkiye de devrilir

Ellerini attıkları, dokundukları her şey kuruyor. Bir bereketsizlik, bir uğursuzluk sarıyor her yeri.
Zihinlerinden geçirdikleri, düşündükleri, tasarladıkları her şey ülkeye ve millete zarar veriyor, acı çektiriyor, öfke ve şiddet getiriyor.
Yüz yıldır, 20. Yüzyıl boyunca sahip oldukları dokunulmazlıkların sorgulanması, ellerinden alınması onları çileden çıkarıyor.
Ülkenin de milletin de, devletin de hatta dinin de sahibi olduklarına öyle inanmışlar ki, bu değerleri dokunulmazlıkları için kullanmaya öyle alışmışlar ki, birileri çıkıp ‘hayır, öyle değil’ dediği anda deliriyorlar.
Delirdikçe de sağa sola saldırıyorlar. Kırıp döküyorlar. Yakıp yıkıyorlar. Ülkeyi batırmaktan, kan dökmekten çekinmiyorlar. ‘Bizim değilse kimsenin olmasın, biz yoksak her şey yok olsun’ diyorlar.
Amaçları uğruna ittifak yapmayacakları güç yok. Düşman olmayacakları değer yok. Yakıp yıkmayacakları hiçbir şey yok. Değersizleştirmeyecekleri hiçbir kutsal yok.
Dokunulmazlıklarıyla, ayrıcalıklarıyla, Türkiye’nin ortak iyiliği arasında ters bir orantı var. Bu yüzden de Türkiye ile, millet ile, geçmiş ve geleceklerle barışmaları söz konusu bile değil.
ANADOLU’YA SIĞINDIK VE YENi BiR TARiH iSTiYORUZ
Birinci Dünya Savaşı sonrası Anadolu’yu koruyabildik. Anadolu’ya sığındık. Bir mücadele ile, müthiş bir özveri ile bir varlık inşa ettik. Onlar bu varlığın üzerine kondular. Onu sahiplendiler, kendi mülklerine dönüştürdüler. Bu yüzden de Anadolu ile hep çatıştılar. Onları hiçbir zaman kendilerinden görmediler, konuşmadılar, özlemlerine duyarsız kaldılar, onurlarını ezdiler.
İşte Türkiye yüz yıl önceki o kırılmadan sonra ikinci büyük tarihsel kırılmayı yaşıyor. Bir yükseliş, kendine gelme, geçmişi hatırlama, geleceğe bakabilme iradesini keşfediyor.
Kavgaları bu yüzden. Kavgaları, ülkenin de devletin de kendi mülkleri olmaktan çıkacağı, bu ülkede yaşayan herkesin ortak ülkesi olması korkusundan kaynaklanıyor.
Bu yüzden çıldırmışçasına bu yürüyüşü, bu yükselişi, silkinmeyi engellemeye, durdurmaya, yolundan saptırmaya çalışıyorlar. Ellerindeki her türlü iktidar gücünü bu yönde seferber ediyorlar. Türkiye’nin büyük yürüyüşünü durdurmak için yeni ittifaklar kuruyorlar, birkaç ayda bir yenilenen senaryolar üretip uygulamaya çalışıyorlar.
Türkiye’nin o kader çizgisini geçmesine engel olmak için gerekirse iç savaş çıkarmayı bile göze almış gibiler. Başarısızlık hikayeleri yazıp herkesi kandırmaya çalışıyorlar. Olağanüstü bir enformatik güçle, bir tür entelektüel kancıklıkla, içeriden ve dışarıdan ortaklarla ülkenin belini kırmaya, yüz yıl sonra yeni bir tarihin başlamasına engel olmaya çalışıyorlar.
Ülke içindeki bütün muhalefet alanlarını seferber ettiler. Hepsini kullandılar, istismar ettiler. Onlar siyasi hesapları için sokaklara indi ama arkasında bambaşka kurgular, hesaplar vardı. Bu zavallılar, verdikleri mücadelenin nerelerde planlandığından habersizdiler ya da küçük çıkarları için büyük projelerde rol alma basiretsizliğini gösterdiler.
BiR YILDA iKi DARBE GiRiŞiMi YAŞADIK
Bir yılda iki büyük darbe girişimi atlattı Türkiye. Gezi eylemleriyle hükümeti felç edip bir Ukrayna projesi uygulayacaklardı. Ortada hükümeti de aşan bir Türkiye tasarımı vardı. Büyük yürüyüşün idrakinde olanlar bu alçakça projeyi boşa çıkardı. Bazı saflar bugün bile o senaryoyu anlayabilmiş değil.
Başarısız olunca, ülke içinde muhafazakar bir kitleyi ortak yapıp 17 Aralık darbe senaryosunu başlattılar. Bu da hükümeti devirip Türkiye’yi Mısır’a çevirme projesiydi. Erdoğan Mursi olacak, binlerce insanı içine alan bir örgüt senaryosu uygulanacak, geniş çaplı tasfiyeler yaşanacaktı. Siyaset, iş dünyası, medya ve bürokrasi sil baştan tanzim edilecek, Türkiye’nin o kader çizgisini geçmesinin önü alınacaktı.
Devlet içinde yuvalanan sözümona ‘muhafazakar’ kadrolar, bir yabancı istihbarat ağı gibi çalıştılar. Oysa söz konusu proje onlar için bir intihardı ve gerçekten de intihar ettiler. 17 Aralık da başarısız oldu. Yakında detaylar kamuoyuna sızdıkça ne büyük kötülüğün tezgahlandığı bu ülkenin en ücra noktalarına kadar ulaşacaktır.
Hükümeti devirmek için yurtdışından talimat bekleyenleri bütün Türkiye tanıyacaktır.
1 Mayıs’ta ve Gezi eylemlerinin yıl dönümünde bu sefer Alman istihbaratının devreye girmesiyle Alevi kartı devreye sokuldu. Alman istihbaratının kontrolündeki bazı örgütler sokaklara sürüldü. Alevilerden destek alamayınca başarısız bir girişim olarak kaldı.

bursa escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bilderberg

Bilderberg komplolarını çökerten davetli listesi…
Konuşulanların gizli olduğu toplantılar dünyanın her yerinde komplo teorilerinin bir numaralı malzemesi olageldi.
Komplo teorilerinin çoğu Ortadoğu değil, Batı kökenli. 1964 yılında ABD’de yayınlanan bir kitaba göre Amerikan Cumhuriyetçi Parti Bilderberg tarafından kontrol edilmekteydi. Enternasyonalist ve komünist Bilderberg tarafından ama. Castro’ya ise Bilderberg’in tek dünya hükümeti kapitalistlerin işiydi.
Kopenhag’daki toplantının önünde toplanan protestocuların pankartlarında yazdığı gibi Bilderberg’e Dünyanın Gizli Hükümeti adı veriliyor. Türkiye, Bilderberg’le ilgili bu komplo teorilerini en çok Taha Kıvanç’ın sütunundan öğrenmişti. 2006 yılında yakın arkadaşı Fehmi Koru Bilderberg’e Türkiye’den davet edilenler arasına girene kadar tabii. Muhtemelen içeriye girince ortada o kadar gizemli bir şey olmadığını gördü ve vazgeçti…
Bilderberg hakkında ciddiye alınabilecek komplolar da var tabii. Örneğin 2013’ün başında çıkan Aldo Moro cinayeti, Mehmet Ali Ağca’nın Papa Suikastı gibi davalara bakmış İtalyan yargıç Ferdinando Imposimato’nun Cezalandırılmamış Katliamlar Cumhuriuyeti kitabı. Yargıç Imposimato, 80’lerde meydana gelmiş pek çok katliam ve terör olayıyla ilgili olarak NATO ile birlikte hareket eden Bilderberg’i suçluyor.
İtalyan Yargıtay’ının onursal başkanı, senato üyesi olan emekli yargıç Imposimato, Türkiye’de de bilinen bir isim. Mehmet Ali Ağca’yla sık sık görüşüp Papa suikastının peşini uzun süre bırakmamıştı. Hatta yargıçlıktan emekli olduktan sonra da bir dönem Ağca’nın avukatlığını da yapmıştı.
Yine de komplo olmayan gizemli tarafları da var Bilderberg’in. Bilderberg deyince Avrupa Birliği kurulmadan Avrupa’da para birliğini konuşmuş gelecek projeksiyonlarında epey iddialı toplantılardan bahsediyoruz.
Buna ikna olmak için Kopenhag’daki zirvenin açıklanan katılımcı listesine bakmak yeterli.
Dünyanın dev şirketlerinin şirketlerinin CEO’ları, dünyayı sarsan dinleme skandalının baş aktörü NSA Başkanı Keith Alexander, İngiliz İstihbaratı’nın başındaki John Sawers, dışişleri bakanları, Brüksel’den AB komiserleri, prensler, prensesler, Henry Kissenger gibi isimler bir araya geldiğinde konuşulanları herkes duymak isterdi doğrusu.
Açıklanan programa göre bu yıl Bilderberg’de Demokrasinin Geleceği, Ortadoğu’nun Yeni Görünümü, Avrupa Şimdi Ne Olacak? başlıklı oturumlar yapıldı.
Peki, Bilderberg’e dünyanın, Avrupa’nın, Ortadoğu’nun, demokrasinin geleceğini konuşmak için bu yıl Türkiye’den kimler davet edildi?
Hatırlayalım:
Koç Holding Başkanı Mustafa Koç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Sosyolog Nilüfer Göle, İnan Kıraç’ın en yakın adamlarından Ümit Taftalı ve Gazeteci Cengiz Çandar.
Geleceği konuşmak için Türkiye’den daha iyi isimler bulunamazdı doğrusu!
2013 yılının ortasında hükümete karşı ayaklanmaları destekleyip bir yıl dolmadan devrilmesi için destek verdikleri Başbakan’ı fabrika açılışlarına çağıran holding patronu.
CHP’deki siyasi mühendislikten sonra, şimdiden solmuş Sarıgül’ün İstanbul Belediye Başkanlığı projesinin arkasında yer aldığı söylenen bir işadamının en yakın çalışma arkadaşı.
Kemal Derviş’i Mustafa Kemal Derviş ilan etmesi hafızalarda dururken, insanlığın geldiği son aşama ilan etmediği kaldığı Gezi, tezleri bir yılı dolmadan iflas etmiş bir sosyolog.

adana escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dağdaki çocuklar

Dağdaki çocuklar
Kaç çocuk gitti, kaç tanesi nerede, tam bilinmiyor. Ama gördük ki, savaşın son demlerine yetişmek isteyen çocuklar var.
Bu olaydan savaşın bitmeyeceği sonucunu çıkarmakta fazla hevesliler ortaya çıktı. Onlara göre PKK çocukları dağa götürüyorsa, bu bir hazırlık anlamına geliyordu.
Ama savaşın bittiğini kadınlar ilan ettiler. Sokağa çıktılar, dünyaya çocuklarını geri istediklerini haykırdılar, onları geriletmek isteyenlere de kulak asmadılar.
Öcalan’ın ilanı
Dağdaki çocuklar olayının, barış sürecinde herhangi bir kesinti yaratmayacağı da bu vesileyle tekrarlandı. İtiş kakış halinde yürüyen bu tartışmada siyasi Hükümet ile Kürt siyaseti birbirlerini suçladılar, “çocukları getirmek senin görevin, hayır senin görevin” diye bağrıştılar, ama o noktada durdular.
Bu tartışmanın arasında Abdullah Öcalan’ın kesajyarı biraz geride kalmış gibi olsa da, Öcalan sürecin yeni bir aşamaya, heyetler arasında müzakere aşamasına geldiğini bu arada ilan etti.
Bu açıklama, silahların tekrar ortaya çıkması ihtimalinin kalmadığını, bu kelimelerle olmasa da teyit eden bir açıklamadır.
Heyetlerin müzakere edeceği konular da bellidir. Biri silahların nereye nasıl verileceğidir, ikincisi de ülke dışındakilerin geriye dönüş ve normal hayata katılma süreçlerinin hazırlanmasıdır.
İsyanın son noktası
Türkiye’deki silahların teslim edilmesi, gömülü oldukları yerlerin yetkililere bildirilmesi ve oradan alınması nispeten daha kolaydır. Ama Kuzey Irak’taki silahların Barzani yönetimine teslimi daha karmaşıktır ve Kuzey Irak’taki siyasi dengelerle bağlantılıdır. Bu meselede Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin güvenliği meselesi de vardır.

bursa escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Tayyip Erdoğan olmasın da ne olursa olsun’ mu?

‘Tayyip Erdoğan olmasın da ne olursa olsun’ mu?
çarpık algı üreten, düşünce yerine hakareti yeğ tutan ve terörden bile medet uman marjinal azınlığın yarına dönük bir planlarının bulunmadığı kesin…
Çünkü ortada “Tayyip Erdoğan Takıntısı”ndan başka bir söylem yok… Bunlar ne “Dar bölgeli seçim sistemi isteriz” diyorlar, ne “Bizim için çözüm federatif sistemdir” diyebiliyorlar… Yeni bir Anayasa yapımına dönük veya devlet içinde devlet benzeri örgütlenmelerle ilgili bir söylemleri de yok. Bunları “Barış açılımı” da ilgilendirmiyor, Aleviliğin devlet tarafından diğer inançlarla eşit konuma sahip olması da, bunların fazla ilgisini çekmiyor…
“Tayyip Erdoğan olmasın da ne olursa olsun” çizgisi bir siyasi oluşuma yeter mi? Ama bunlar az gelişmiş beyinlere sahip oldukları ve vücut salgılarıyla beyinlerini değil egolarını takviye ettikleri için, bunu yeter sanıyorlar…
Korkunç senaryolar
Oysa gerçekten gelişmiş ülkelerin bu gelişmişliği Türkiye gibi ülkelerin geleceğini yönlendirmek için kullanan beyinlerindeki planlar çok farklı… 2000′li yıllara gelirken bu gelişmişlerin Türkiye’ye dönük a, b, c planları ile ilgili hiçbir şey duymadınız mı?
Bu planlardan birinde PKK terörü kullanılarak Türklerin Kürtlere dönük öfkesinin toplumsal eylemlere dönüştürülmesi ve Batı kentlerinde Kürtlere karşı başlatılacak kitlesel şiddet eylemleri ile, Türkiye’nin tüm vatan sathında Yugoslavya’dakine benzer bir iç savaşa sürüklenmesi senaryosu bile vardı… Sonunda da Birleşmiş Milletler’in Barış Gücü ve Yugoslavya’da olduğu gibi NATO, Türkiye’deki iç savaşa müdahale edecekti.
AK Parti’nin büyük adımları
Abdullah Öcalan’ın 1999′da CİA tarafından Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye iade edilmesi ile bu plan devreden kaldırıldı. Ama ne yazık ki o dönemdeki Türk siyaseti devletin Öcalan’la diyaloga girmesine müsait değildi… Zaten o dönemin siyasetçilerinin vasisi olan Derin Devlet, Kürtlerin varlığını kabulüne bile izin vermiyordu.
Kısacası geçen zaman ziyan edildi… Ancak AK Parti iktidarının son döneminde gerçekçiliğin benimsenmesi sayesinde Öcalan’ın PKK terörünün sona ermesini ve siyasetin silahların yerine geçmesini öneren mesajları Kürt toplumuna da duyurulabildi. Ayrıca yine AK Parti iktidarının gerçekleştirdiği Anayasa değişikliği ile Kürt seçmen tabanlı partilerin, Anayasa Mahkemesi tarafından musluk kapatılır gibi sürekli kapatılmaları da imkansız hale geldi. Askeri vesayet de sona erdirildiği için, bölücü teröre karşı siyasetle çıkmak artık mümkün hale gelmişti.

kayseri escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

İç savaş isteyenlere

İç savaş isteyenlere
“Gerekirse ekonomik kriz” namussuzluğunun bir başka cephesiydi bu: Gerekirse iç savaş!
Kime karşı? Halkın seçtiği hükümete karşı.
Bu aşağılık özlem artık Taksim ve Okmeydanı gibi yerlerde ancak senede bir su yüzüne vuruyor ve gecekondu çocukları solculuk ediyoruz sanarak “büyük şehire karşı” duydukları hıncı sağı solu kırıp dökerek gideriyorlar…
İç savaş olsa, yoga yaparak hükümete karşı çıkan çıtkırıldımların da onlarla aynı cephede savaşmaları gerekecekti ki, Şair Eşref’in deyimiyle “tırnağını kessen kaçarlar meydan-ı gayretten”…
İç savaş ha?… Yani bir cephede Kemalistler, öbür cephede halk…
Bu zavallılar, bir iç savaş çıksa ölmeyeceklerini sanıyorlardı.
“Tayyip ölecekti”, onlara bir şey olmayacaktı!
İç savaşı, Tanzanya’da trafik kazası ya da Papua Yeni Gine’de sel baskını gibi televizyondan izleyeceklerini sanıyorlardı, pizza ve bira eşliğinde.
Tıpkı, ekonomik kriz çıksa aç kalmayacaklarını sandıkları gibi.
Madem ki “gerekirse ekonomik kriz çıksın yeter ki bu hükümet gitsin” kafasında gidenlerle aynı kaptan su içiyorlar, onlara iç savaştan ekonomik örnekler verelim:
Suriye üç yıldır giriştiği iç savaşta, en az kırk yıl geriye gitmiş!
Biz uydurmuyoruz, Birleşmiş Milletler raporu söylüyor.
Suriye’de yaşayan insanların yarıdan fazlası aşırı derecede fakir.
Bizim kaçak çalışan temizlikçi kadınların ya da benzini zam gören taksi şoförünün fakirliği gibi değil bu fakirlik, koyu sefalet… Kara sefalet…
Halkın en az yüzde yirmisi de eh işte, bizimkiler gibi fakir. Temel ihtiyaçlarını gidermede zorlanıyor.

kayseri escort

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın