Mısırın Başkenti’de darbe ânında hayat güzeli bir bayanın da sessizce cenazesi kalkıyordu

Mısırın Başkenti’de darbe ânında hayat güzeli bir bayanın da sessizce cenazesi kalkıyordu

Mısır’ı bir buçuk yüzyıl süresince yönetim eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı’nın hayattaki en ihtiyar üyesi meydana gelen Mısır prensesi ve İran’ın sabık imparatoriçesi Fevziye, dünyanın en iyi kadınlarından biri olarak bilinirdi… İskenderiye’de geçtiğimiz salı bugünü ölüm eden prensesin cenazesi Mısırın Başkenti’de çarşamba bugünü tam darbe ânında ve sessizce defnedildi.
BÜTÜN hayat Mısır’da Geçtiğimiz çarşamba bugünü meydana gelen darbeyi, Cumhurbaşkanımız Muhammed Mursi’yi, Müslüman Kardeşler’in ne yapacağını, Arap baharının âkıbetini, vesaireyi tartıştığı sırada Mısırın Başkenti’de minik bir cemaatle ve suskun sedasız bir cenaze kaldırılıyordu…
Cenaze, Geçmiş zamanda hem bir “prenses”, hem bir de “imparatoriçe” ünvanlarına sahip meydana gelen, zamanında dünyanın en iyi kadınlarından olarak malum şayet hemen hemen nihai kırk yıldan buyana kendini hiçbir yerde göstermeyen ve yaşama Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

PLAK OLUYOR, YASAKLANDI

PLAK OLUYOR, YASAKLANDI

Mesud Cemil, Nâzım’ın şiirlerine alışılmadık ancak nihai derece güzel melodiler giydirir ama çekimler devam ederken, 1938’in tanınmış “Harbokulu olayları” yaşanır. Nâzım tutuklanır, “komünistlik”ten 28 yila mahkûm edilir, ek olarak meydana gelen “Mineli Kuş”a da olabilir ve çekimler duruverir…
Senelerden buyana aramama, Türk sinema tarihinin uzmanlarına sürekli olarak sormama ve soruşturmama nazaran “Mineli Kuş”un çekilen bölümünün âkıbeti ile ilgili hiçbir birşey öğrenemedim…
Filmden geriye yalnızca şarkılar kalmıştır ve Münir Nureddin bu şarkıların ikisini, “Martılar âh eder” ile “Kanatları gümüş yavru bir kuş”u birden çok sene ardından Türk sazları mahaline orkestra refakatinde nefis bir icra ile taşplağa okur ve şarkılar sık icra edilirler… Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

KÜFÜRÜN BİNİ BİR PARA

KÜFÜRÜN BİNİ BİR PARA

Zamanın çok tanınmış iki yazarı, birbirlerine girmişlerdir, biri diğerine şu cümlelerle seslenir: “Babıâlinin Bab-ı âdî cephesinde ‘…..’ adlı, çöp tenekesi boyunda bir kulübeye sığınmış bir köpek vardır ve adı ….’tir. Dökük kıllarının her kökünde uyuz kabartıları zıplaşan ve ruhundaki cerahat ağzından dökülen ve hokkasını dolduran bu âdi hayvan, kalemini işte altını çizen bu hokkaya daldırıp ulvî mânalara mikrop aşılar. Düşünce yerine, hiçbir semt itinin tenezzül etmeyeceği küfürlere civarı düşer ve sürekli bir can çekişme içerisinde ulviliklere karşın olur….”
Bu hakaretlere muhatap meydana gelen diğerinin birden çok gün ardından verdiği yanıt da öyle yenilir-yutulur cinsinden değildir: “Babası, belki krizleri hafifler diye evlendirildiği beslemeye ek olarak zifaf gecesinin sabahında ibadet tahtasına çökerek, ‘Hani çocuk! Çocuğumu isterim’ diye uluyan bir deli. Ve deli olmasaydı, değil önce gününde talep etmek, binlerce Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÖPÜŞME, TEPİŞ

ÖPÜŞME, TEPİŞ

Derken, gündemi dünden bu yana bir türban meselesidir kapladı ve hanım milletvekillerinin Meclis’in evrensel heyetine türban ile girmeleri üst kısmına her kafadan bir ses çıktı… İşlerimiz kesinlikle ifrat yahut tefrit olacak ya, hanım milletvekillerinden biri başını açmanın “kirlenme” meydana geldiğini argüman edince örtünmeyen kesim “Yani biz kirli miyiz?” dedi; bir yabancı milletvekili de “Çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonu ile Çamlıca Parkı’nın kuytularında sevgilisiyle öpüşen çocuk kızın bu özgürlüğü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu” söyleyiverdi…
Demek ki gençlerimiz öpüşmeyi dahi cumhuriyet ile birlikte öğrenmişlerdi! Ek Olarak önceleri sevgi tezahürlerini herhalde yabancı şekilde gösteriyor, meselâ birbirlerini ısırıyor, tekmeliyor, saçlarını-başlarını yoluyor yahut suratlarına okkalı Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

‘ALLAH’IN İPİ’ TARTIŞMASI

‘ALLAH’IN İPİ’ TARTIŞMASI

“İki kere 2 4, elde var Ayten” sözü 70’li yıllarda dillere pelesenk olmuştu ve söylediğimizi anlamayanlara “Evlâdım, erkek çocuğum, kızım işte söyledik ya!” mânasında bu mısra ile yanıt verirdik.
Bülent Beyefendi de öyle inşa etti, bir gazetecinin sualini “Demin söyledim ya!” diyeceği yerde edebî biçimde cevap verdi şayet Ümit Yaşar’ın mısralarındaki “İki kere iki”yi “yedi kere yedi” diye değiştirdi ve basınımız 2 günden buyana işte bu esprili yanıtı şerhetmekle meşgul!
Basınımızın kavramlardan ve edebî metinlerden bîhaber olması önce değildir, bunun evvelki yıllarda de bol bol örnekleri vardır…
“Allah’ın ipi” tartışması gibi… Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

EKVATOR’DA MEYDANA ÇIKAN CİN

EKVATOR’DA MEYDANA ÇIKAN CİN

Susuzluğu sona erdirdiğine inanılan bu “dâvet”in detaylarına girmeden öncesinde “kamer”in, başka bir deyişle ayın cinlerle vemeleklerle olanmünasebetini bilmemiz gerekir: Ayın 28 gündelik devrinin her gününe “menzil” denir ve hermenzilin ayrı bir ismi vardır. Devir esnasında semanda bir takım melekler ve cinler hazırlıklı bulunurlar, her bir menzilin cini ve bu cinlerle temas edip arzu edilen işleri yaptırmanın karayolu da farklıdır.
İşte, yağmurun yağmasını imkanı sunan cinler vemelekler, ay devrinin 14. bugünü meydana gelen “Simakmenzili”ndedirler. “Silâhsız”demek meydana gelen “Simak”, semanda vârolan ama gözlerin göremediği parlak bir yıldızdır, dünyadakimekânı da Ekvator taraflarıdır. Her yil Ekimayının beşinde doğar, Nisan’ın dördünde de batar; gözler onu göremez ama Simak kendine Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Askerî tarih işkencesi

Askerî tarih işkencesi

Bu yil Birinci Hayat Savaşı’nın, bir sonraki yıl da Çanakkale Muharebeleri’nin yüzüncü yıldönümü; savaşa dahil olan o zamanların bağlaşık memleketlerinde her 2 yıldönümü münasebeti ile şimdiden yayınlar yapılıyor, toplantılar tertip ediyor ama bizde havanda su dövülecek benzeri görünüyor!
Bunun bu gibi olacağını esasen Balkan Savaşları’nın yüzüncü yıldönümü meydana gelen geçen senelerde görmüştük. Tarihimizin en kocaman askerî bozgunlarından ve emsâli mevcut olmayan toprak kayıplarımızdan meydana gelen Balkan Savaşları nı, yüzüncü senesinde yalın suya tirit bir-iki toplantı dışarısında hatırlamamıştık bile! Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

VÂRİSİNİZ YOKSA YANDINIZ

VÂRİSİNİZ YOKSA YANDINIZ

Ama, bandrol dair başlatılan bir yabancı uygulama hem bir yayıncılığın, hem bir de okuyup öğrenmenin önünde aşılması olanaksız bir mani teşkil ediyor: Yaşamda olmayan ve vârisi mevcut olmayan yazarların eserlerinin yayınlanmasının imkânsızlaşması!
Yazarlar ve besteciler benzeri eser sahiplerinin telif hakları 70 yıl ile sınırlıdır, başka bir deyişle eser sahibinin ölümünden 70 yıl hemen ardından o yapıtın tüm hakları kamuya ilişkin olabilir, serbestçe basılıp yayınlanabilir ve yayıncıların telif hakkı ödemek benzeri bir sorumlulukları kalmaz.
Daha açık anlatayım: Bundan 40 yıl önce vefat etmiş bir yazar düşünün… O yazarın yapıtını yine basmak talep eden yayınevi vârislere başvuru eder, telifi öder, hazırladığı vesikalari göstererek bakanlıktan bandrolü alır ve kitabı yayınlar. Ama yazar eğer 70 yıl veya bundan önce vefat etmiş ise rastgele bir telif sorunu sözkonusu değildir, eserleri serbestçe basılabilir. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

BU CÜMLELERİN BAŞI VAR

BU CÜMLELERİN BAŞI VAR

İşte, Atatürk’ün yukarıdaki sözlerinden öncesinde iştirak eden, Güneri Beyefendi’in bilmediği yahut görmediği amaçlı makalesinde kullanmadığı ve eğer kullansa idi yazısını ve kurgusunu tamamıyla çökertecek meydana iştirak eden asıl mühim cümlesi:
“…Bu tasavvur ve tahayyüle (dalınan hayale) kısmen müşabih (aynı) bir düş, hilâfetçileri ve Panislâmizm taraftarlarını -Türkiye’ye musallat olmamaları şartıyla- hoşnut etmek amaçlı bizde de tasvir edilmişti. Tasvir olunan nazariye şu idi:…”
Demek ki ne imiş? Atatürk, Güneri Beyefendi’in zannettiği benzeri hilâfete öyle yeşil ışık falan yakmamış; aksine “Birileri bu gibi hayallere daldılar” demiş, hatta bu fikirlerin Türkiye’ye “musallat olmaması” gibisinden katı bir anlam bile kullanmış! Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÖLÜMÜNÜ HİSSEDİP YAZDI

ÖLÜMÜNÜ HİSSEDİP YAZDI

Bizde ruhsal dertleri sebebinden canına kıyanlar aralarında en tanınmışı, Ülkemiz’nin önce materyalistlerinden meydana iştirak eden ve ölümün gelişini kendi hissederek kaleme almak maksadıyla 1887’de artık 35 yaşında iken bileklerini keserek intihar eden o devrin doktor-yazarlarından Beşir Fuad’dır. Neden meydana geldiği hatâyı hayatıyla telâfi etmek amaçlı intiharlardan bahsedildiğinde önce hatıra iştirak eden ad ise, Süleyman Askerî Beyefendi olabilir.
Rumeli’deki tüm çocuk subaylar benzeri önce gençliğinde İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne giren Süleyman Askerî Beyefendi bir süre dağlarda eşkiya takip etmiş, Bağdat’a jandarma yüzbaşısı olarak gönderilmiş, ardından İtalyan işgaline uğrayan Libya’ya gitmiş ve orada pekçok Türk subayıyla birlikte işgalcilere karşın çarpışmıştı.
Ülkemiz’nin önce örgütlü istihbarat teşkilatı meydana iştirak eden “Teşkilât-ı Mahsusa”nın kurucuları aralarında o da vardı. İslam dünyasını biraraya getirmekle memur dairenin başına geçmiş, Balkan Savaşı’nda Bulgarlar’ın işgal ettikleri Edirne’nin Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın